|
Kanser Hakkında Geniş Bilgiler
Sağlık kategorisi içerisinden Kanser Hakkında Geniş Bilgiler konusunu görüntülemektesiniz, karaciğer kanserleri (Karaciğerin primer malign tümörleri) Karaciğerin primer (kendine has) malign (kötü huylu) tümörleri, bir başka deyişle kanserleri şunlardır: Hepatosellüler karsinom, intrahepatik kolanjiosellüler karsinom, hepatokolanjiokarsinom, hepatoblastom, anjiosarkom, epiteloid hemanjioepitelioma ve …
Konu Etiketleri | |
| kronik nonspesifik özofajitis , kolanjiosellüler ca ne demek , |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #11 (permalink) |
| karaciğer kanserleri (Karaciğerin primer malign tümörleri) Karaciğerin primer (kendine has) malign (kötü huylu) tümörleri, bir başka deyişle kanserleri şunlardır: Hepatosellüler karsinom, intrahepatik kolanjiosellüler karsinom, hepatokolanjiokarsinom, hepatoblastom, anjiosarkom, epiteloid hemanjioepitelioma ve diğer sarkomlar (leiomyosarkom, rabdomyosarkom, indiferansiye embriyonel sarkom). Karaciğer kanserlerinin tümüne yakınını hepatosellüler karsinom (HSK) ve intrahepatik kolanjiosellüler karsinom oluşturur. 1- Hepatosellüler Karsinom (HSK) : Karaciğerin en sık (%75) rastlanan primer tümörüdür. Diğer adı hepatomadır. Erkeklerde kadınlardan 5 misli daha fazla görülür. En sık 40-60 yaşlardadır. Kısacası en fazla orta yaş erkeklerde görülür. Dünyada en fazla Güneydoğu Asya ve Güney Afrika’da görülür. ABD’de ise seyrektir; tüm kanserlerin ancak %2,5′udur. Etyolojisi bilinmemektedir. Ancak HSK için bazı risk faktörleri mevcuttur: Siroz HSK’li olguların büyük çoğunluğunda (%75-95′inde) risk faktörüdür. Hepatit B enfeksiyonu siroza neden olarak dünyadaki en önemli HSK sebebidir. Hepatit B enfeksiyonu olanlarda olmayanlara göre 20-200 kat daha fazla HSK oluşur. Ayrıca siroz yapan bütün hastalıklar, hepatit C enfeksiyonu, alkol kullanımı, vs. hastalıklar HSK’a yol açabilir. Postnekrotik sirozlar, alkolik sirozlar, hemokromatosis, alfa-1-antitripsin eksikliğinde kanser olma riski yüksektir. Primer bilier siroz, kardiak siroz, Wilson hastalığında da orta derecede risk vardır. Aspergillus flavus adlı mantar tarafından üretiien Aflatoksin ile kontamine olmuş tahıl ve yer fıstığı yeme sonucu Aflatoksin alınmasıyla HSK gelişme riski vardır. Uzun süreli androjen kullanımında da HSK sıktır. Şistozomiazis ve klonorşiazis denen parazit hastalıklarının sık görülmesi de risk faktörüdür. Klinik bulguları: Hepatomegali (karaciğer büyümesi) Karaciğer üzerinde üfürüm ve frotman olması Assit (karında sıvı birikmesi). Assit hastaların yarısında kanlıdır. Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, karın ağrısı (her 3 hastadan birinde) Sirozu olan stabil bir hastada kliniğin aniden bozulması ve ALP artışı Karında kitle olması ve karında sağ üst kadranda ağrı ise karaciğer kanserinde en sık doktora başvurma sebepleridir. Tanı : ALP (alkalen fosfataz) belirgin ölçüde artar. Transaminazlar ise (SGOT ve SGPT) hafif artar. AFP (alfa feto protein) artar. Galyum sintigrafisi (fokal dolma defekti olur). Ultrason ile kitle görülebilir, portal vene kitlenin invazyonu gösterilir. BT’de (bilgisayarlı tomografi) kitle görülür. Anjiografide hipervasküler ve tümör kızarıklığı gösteren kitle görülür. Karaciğer biyopsisi yapılarak kesin teşhis konur. Tedavi : Etkin bir tedavi yoktur. Tanıyı takiben ortalama yaşam süresi 6 aydır. Tümör karaciğerin tek bir lobunu tutmuşsa o lob ameliyatla çıkartılır. Bu şekilde hastaların %10′u en az 5 yıl yaşama şansına kavuşur. Lezyon bir odağa lokalize ve 3 cm’den küçük ise tümör çıkartıldıktan sonra hastaların yarısında kanser tekerrür etmez. Ana damarlarda tutulum yoksa karaciğer nakli ve kemoterapi denenebilir. Karaciğer kanserinde (HSK) radyoterapi ve kemoterapi tedavisi ile genellikle başarılı sonuçlar alınamaz. Bazı vakalarda radyoaktif işaretli transferin tedavisi yarar sağlamaktadır. Metastaz : % 50 olguda metastaz (tümörün başka bir dokuya yayılması) olur. En çok hiler lenf ganglionlarına ve akciğere metastaz yapar. 2- İntrahepatik kolanjiosellüler karsinom : Karaciğer içi safra kanallarının kanseridir. Karaciğer içi safra kanallarının herhangi bir yerinde oluşabilir. Karaciğerin hilusu veya periferik kısımlarında gelişebilir. Karaciğer primer tümörlerinin % 8-25′ini oluşturur. Etyoloji : Nedeni büyük ölçüde bilinmemektedir. Hastaların % 10′unda tümör şu etmenlerle ilişkilidir: Kronik ülseratif kolit (tipik olarak primer sklerozan kolanjit ile birlikte oluşur), Caroli hastalığı (idiopatik intrahepatik safra kanalları genişlemesi), konjenital hepatik fibrozis, klonorşiazis, opistorşiazis, hemokromatozis, thorotrast uygulanması, vs. Bu tip kanserlilerin %10′unda siroz vardır. Ancak intrahepatik kolanjiokarsinom’un Hepatit B ile hiçbir ilişkisi yoktur. Klinik bulguları : Karın ağrısı, halsizlik, ateş ve kilo kaybı olur. Tipik olarak 50-70 yaşlarında görülür. Tanı : Ultrason, BT, ALP artışı ve biopsi (patolojik tanı). Tedavi ve prognoz: Hastaların çoğu tanı konulduktan sonra en fazla 1 yıl yaşar. Tümör çıkartılırsa bu süre biraz daha uzayabilir. Metastaz : % 75 olguda metastaz olur. En çok lenf ganglionlarına, periton yüzeylerine ve akciğere metastaz yapar. >>> 3- Hepatokolanjiokarsinom : Bu tümörler hepatosellüler ve safra kanalı farklılaşması gösterir. Karaciğer primer tümörlerinin %5 ‘inden azını oluşturur. HSK’a benzer belirtiler olur. 4- Hepatoblastom : Çok nadirdir. Çocuklarda en sık görülen karaciğer primer tümörüdür.Genellikle 3 yaşından önce oluşur. Erkeklerde kızlardan 2 misli daha fazladır. Doğuştan anomaliler ve hemidistrofi ile ilişkilidir. En sık belirtiler (hepatomegali nedeniyle) karında kitle, büyüme geriliği ve kusmadır. Serum AFP değeri olguların %85′inde yükselir ve oldukça yüksek değerlere ulaşır. Hepatoblastom soliter, iyi sınırlı, grimsi esmer renkte bir kitle şeklinde görülür. Değişik şekillerde olabilir. Ortalama lezyon çapı 10 cm dir. Bazen 20 cm ye kadar olabilir. Nekroz ve kanama sıktır. Siroz oldukça enderdir. Tedavinin başarısı tümörün (hastaların %75′inde gerçekleşebilen) tamamen çıkartılmasına bağlıdır. Tümörün tamamen çıkartıldığı hastaların yarısı nda hayatta kalma süresi uzar. Ameliyattan önce kemoterapi uygulanarak tümörü çıkarılamayan hastalara da ameliyat olanağı sağlanabilir. Tümüyle fetal kaynaklı olan tümörler en iyi prognoza sahiptir, saf anaplastikler ise en kötü prognozlu olanıdır. Olguların yarısında metastaz olur. Metastazları genellikle hiler lenf ganglionlarına ve akciğere yapar. 5- Anjiosarkom : Genel anlamda karaciğer sarkomu enderdir. Karaciğer sarkomunun en sık görüleni ise anjiosarkomdur. Tipik olarak 50-70 yaşlarındaki erkeklerde görülür. Etyoloji : Vinil klorid, arsenik ve Thorotrast (artık kullanılmayan bir radyolojik kontrast madde), anabolik steroid kullanımı ile yakın ilişkilidir. Tümör, bu maddelere maruz kalmadan 10-25 yıl sonra ortaya çıkar. Klinik bulgular : Karın ağrısı, halsizlik, kilo kaybı, karında kitle bu hastaların en çok başvuru sebebidir. Hematolojik bozukluklar (anemi, DIC vs) sıktır. Tanı : Ultrason ve BT’de kitlenin görülmesi, ALP atışı, anjiografide defektin gösterilmesi ile tanı konur. Kesin tanı için gerekli olan biyopsi açık yöntemlerle alınır. Zira kapalı karaciğer biyopsisi sonrası öldürücü kanama olabilir. Patolojik bulgular : Olguların %75′inde çok sayıda tümör odağı karaciğerin her iki lobunu tutar. Odaklar tek tek, süngerimsi yapıda ve kanamalıdır; büyüklükleri farklıdır. Tedavi ve prognoz : Yararlı hiçbir tedavi bulunamamıştır. Hemen hemen tüm olgular tanıdan sonraki 2 yıl içinde (karaciğer yetmezliği ve karın içi kanama nedeniyle) ölürler. Metastaz : Olguların %60′ında metastaz olur. 6- Epiteloid hemanjioendotelyoma : Ender görülen bu tümörün etyolojisi bilinmemektedir. Kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Prognozu biraz daha iyidir; 5 yıllık survi (sağkalım) %30′dur. Yakın geçmişe kadar yapısı nedeniyle yanlışlıkla kolanjiokarsinom olarak tanı konulurdu. 7- Diğer sarkomlar : Leiomyosarkom ve rabdomyosarkom gibi çeşitleri vardır. Oldukça enderdir. Bunlardan indiferansiye (embriyonel) sarkom erişkinlerde ender görülür ama çocuklardaki karaciğer tümörlerinin ancak %10′unu teşgil eder. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #12 (permalink) |
| Kalın bağırsak kanseri kolon rektum kanseri Kolo - Rektal kanserler A.B.D. de her iki cinsde en sık görülen 2. kanser türüdür. Yılda ortalama 140.000 kişi hastalığa yakalanmakta ve yılda ortalama 60.000 kişide bu hastalıktan kaybedilmektedir. Yurdumuzda da tanı yöntemlerinin artması, kişilerin hastalık belirtilerini daha iyi algılamaları ve hekime başvurma olanaklarının artması, beslenme alışkanlığımızında giderek daha çok endüstriyel gıdalara kayması sonucu bu kanserlerle daha sık karşılaşmamıza neden olmaktadır. Ancak erken teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanabildiği takdirde Kolo - Rektal Kanserler tedaviden ençok yararlanan iç organ kanserleridir. Hatta TARAMA ( Screening) testleri ile hastalık oluşmadan, oluşmuş ise belirtileri daha ortaya çıkmadan saptanabilmekte ve gerekli tedavisi yapılarak tam şifa sağlanabilmektedir. Çünkü genelde ( % 95 ) Kolo-Rektal kanserler POLİP lerden gelişmektedir. Henüz kanser gelişmeden bu polipler tarama testlerinde saptanarak POLİPEKTOMİ ( Kolonoskop ile polipin barsaktan alınması) ile çıkarılırsa ilerde oluşabilecek veya henüz çok küçük seviyede oluşmuş bir kanser barsaktan uzaklaştırılmış olacaktır. KİMLER RİSK ALTINDADIR ? Genelde olguların büyük çoğunluğu 45-50 yaş üzerindeki kişilerde görülmektedir.Bu Nedenle; 45-50 yaş üzerindeki kişiler Anne, baba, kardeş gibi yakın aile bireylerinde kolorektal kanseri veya polipleri olanlar, Uterus ( rahim ), over ( yumurtalık ) veya meme kanseri olan kadınlar, Ülseratif Kolit veya Crohn gibi hastalıkları olanlar. RİSKİ AZALTMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR ? Risk altındaki kişiler, bu riski azaltmak için hastalık belirtileri ortaya çıkmadan yapılması gereken TARAMA (Screening ) testlerini yaptırmalıdırlar. Diyetlerini bol lifli - sebzeli, meyvalı, az yağlı ve az kırmızı etli bir şekile dönüştürmelidirler. Alkol ve sigara alışkanlığı varsa iyice azaltmalı, hatta bırakmalıdırlar. Hergün 20 - 30 dakika hafif egzersiz yapmalıdırlar. TARAMA TESTLERİ NELERDİR ? Kolo - Rektal kanserlerin klinik belirtileri ortaya çıkmadan yukarıda belirtilen RİSK altındaki kişilere yapılan testlerdir.Bu kanserlerin oluşmasında esas neden % 95 oranında poliplerdir. Bu polipler zaman içerisinde kansere dönüşebilmektedir. O nedenle tarama tetkiklerinde amaç bu polipleri henüz kansere dönüşmeden, eğer dönüşmüş ise çok erken devrede henüz klinik belirti vermeden teşhis etmek ve POLİPEKTOMİ ile ( kolonoskop yardımı ile polipin barsaktan uzaklaştırılması) çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu takdirde bu hastalar % 90 nın üzerinde ki bir oranda tam şifaya kavuşmaktadırlar. Tarama testleri şunlardır : 45 yaş üzerinde yılda bir kez rektal tuşe muayenesi, 50 yaş üzerinde yılda bir kez gaitada gizli kan aranması, 50 yaş üzerinde 3 - 5 yılda bir defa KOLONOSKOPİ veya Sigmoidoskopi, 50 yaş üzerinde 5 yılda bir defa Kolon grafisi, Ailesinde kolorektal kanseri olanlar 45 yaşdan sonra 2 - 3 yılda bir defa kolonoskopik tetkik, Ülseratif Koliti olanlar yılda bir defa kolonoskopi ve biyopsi yaptırmalıdırlar. KOLO - REKTAL KANSERLERDE KLİNİK BELİRTİLER NELERDİR ? Genelde kadın ve erkekte eşit oranda görülen Kalın barsak - Rektum kanserleri sinsi seyreder. Hastalık aşağıdaki belirtilerle ortaya çıkar. Rektumdan kan gelmesi ( rektal kanama ), gaitanın kanla bulaşık olması, Tuvalete çıkma alışkanlığında değişiklik Gaitanın eskiye oranla incelmesi, Kabızlık – İshal durumlarının ortaya çıkması, Sık sık tuvalete çıkma isteği, buna rağmen tam boşalamama hissi, Karında gaz ağrıları, Kansızlık (anemi), İzah edilemeyen zayıflama Bu belirtilerin herhangi birinin 1 - 2 hafta devam etmesi veya aralıklarla tek rarlaması durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır. TEŞHİS NASIL KONUR ? Kolo - Rektal kanserlerde kesin teşhis barsak içerisindeki tümörden endoskopik yöntemlerden ( Rektoskopi, Fleksibl Sigmoidoskopi, KOLONOSKOPİ ) biriyle yapılacak tetkik ve alınacak parçanın patolog tarafından mikroskopik tanısı ile konur. TEDAVİ NASIL YAPILIR? Kolo-Rektal kanserlerin esas tedavisi tümörlü kısmın ameliyatla çıkarılması ve barsak pasajının sağlanması için çıkarılan kısmın alt ve üst uclarının tekrar karşılıklı ağızlaştırılmalarıdır.Kolonlar uzun olduğu için bu işlem kolaylıkla uygulanabilir. Ancak REKTUM kanserlerinin tedavisinde bu durum biraz farklıdır. Rektum kısa bir organ (15 cm) olması nedeni ile özellikle anüse yakın yerleşim gösteren tümörlerde ( anüs girişinden 5-6 cm yukarıda) , hastalıklı kısımın çıkarılmasını temin için anüsün tamamen çıkarılıp,iptal edilerek kolon, karın duvarına ağızlaştırılır ( KOLOSTOMİ ). Daha önceleri çok daha sıklıkla uygulanan bu yöntem, günümüzde gerek teknolojik gelişmeler ( Stappler aleti vs.) ve gerekse bu konuda eğitilmiş ve deneyim kazanmış özellikle Kolo - Rektal cerrahi ile uğraşan cerrahlar tarafından yapılan ameliyatlarda çok az sayıda hastaya uygulanmaktadır.Bazen kolostomi rektumda yapılan ameliyatın iyileşmesini sağlamak için geçici olarak ( birkaç ay ) yapılabilir. Daha sonra bu kolostomi kapatılır. Ameliyata ek olarak, rektum tümörlerinde bazen ameliyattan önce, bazen ameliyattan sonra gerek olursa RADYOTERAPİ de yapılabilir . Kolon tümörlerinde radyoterapinin yeri yoktur. Her iki organın tümörlerinde ameliyattan sonra duruma göre KEMOTERAPİ yapılabilir. Anüs kanserlerinde genellikle radyoterapi tercih edilmektedir. Bazı durumlarda Cerrahi tedavide yapılabilir. AMELİYAT SONRASI BU HASTALAR NASIL İZLENMELİ ? Kolo - Rektal Kanserlerde ameliyat sonrası nüks etme şansı hastalığın evresine göre değişir. Nüksler genellikle ilk 2 yıl içerisinde ortaya çıkarlar. Bu nedenle bu hastaların ameliyat sonrası ilk 2 yıl içerisinde çok sıkı izlenmeleri gerekir. Eğer nüks saptanacak olursa yeni yapılacak girişimlerle hastanın yaşam şansı artırılır. Ayrıca bu hastalarda geriye bırakılan kolon kısmında yeni tümör oluşma şansı azda olsa vardır. Bunların çok küçükken saptanması ve çıkarılması hastaya tam şifa sağlayacaktır.Bu izlemelerde hastalara 3-6 aylık aralıklarla kan testleri tümör belirleyicileri ( CEA ), US, Tomografi; Akciğer grafisi, Kolonoskopi gibi tetkikler dönüşümlü olarak yapılır. 2 yıldan sonra senelik kontroller ile hasta 5 yıl izlenmelidir. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #13 (permalink) |
| Over yumurtalık kanseri Jinekolojik kanserleri içinde en geç tanısı konabilen ve bu nedenle en fazla ölüme sebebiyet veren kanser türü olması nedeni ile ayrı bir öneme sahiptir. Kadın kanserlerinn %4′ünü, genital kanserlerin ise %23′ünü meydana getirir. Her 100 kadından 5′i over kanseri nedeni ile yaşamını kaybeder.Over kanseri tanısı konan kadınlarda 5 yıllık yaşam % 35 civarındadır.Endüstrileşmiş ülkelerde daha fazla görülür. Bu çevresel faktörlerin etkisini düşündürmektedir. Her yaşta görülebilmesine rağmen en fazla 45 yaşından sonra rastlanır.75-79 yaşlar arasında pik yapar. Menopoz öncesi dönemde over tümörlerinin sadece % 7’si kanserken bu oran menopoz sonrası %30′a çıkar. Over dokusu pek çok değişik hücreyi barındırır. Kanserin köken aldığı hücre türüne göre de görülme yaşları ve oranları değişir. Overin ve diğer tüm dokuların ana yapısını oluşturan epitel hücrelerden köken alan tümörler en sık görülen tümürlerdir. Menpopoz sonrası kanser teşhisi konan vakaların % 80′i epitheliyal tümörlerken, 20 yaş altında teşhis edilen vakaların % 60′ı germ hücreli yani embryonik döneme ait hücreler ile ilgili tümörlerdir. Risk Faktörleri Hormonal, ailesel ve çevresel faktörlerin over kanseri gelişmini etkiledikleri düşünülmektedir. Sık ve fazla sayıda kesintisiz bir şekilde yumurtlama olanlarda kanserin daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Buna göre hiç gebe kalmamışlarda risk daha fazlayken doğum yapanlarda risk 1/2 ile 1/4 oranında azalır. Yumurtlamayı baskılayarak etki eden doğum kontrol hapları da kanser görülme sıklığını belirgin derecede azaltır. Yani inanılanın aksine OK’ler kanser yapmadığı gibi kansere karşı koruyucu rol oynarlar.Buna karşılık menopoz sonrası dönemde eğer progesteron eklenmeden tek başına östrojen verilirse over kanseri riskinin arttığı iddia edilmektedir. Birinci derece akrabalarında over kanseri olanlarda hastalığın daha sık görülmesi genetik bir faktörün etkisini düşündürmektedir. Bu gözleme yönelik çalışmalar sonucu meme ve over kanserine neden olduğu saptanan bazı genler bulunmuştur. Sınıflama Over kanserleri köken aldıkları hücre türüne göre 5 ana sınıf altında toplanırlar. Bunlar epitheliyal tümörler, germ hücreli tümörler, stromal tümörler (yumurta hücresi ve follikülden köken alan), nonspesifik bağ dokusu hücrelerinden köken alan tümörler ve başka bir organdan metastaz yolu ie gelen tümörlerdir. Yumurtalık kanserleri ayrıca malign ve borderline olarak da sınıflanır. Malign kötü huylu demektir. Borderline tümörlerin ise histolojik davranışları selim ve malign arasında bulunur. Bu tümörler malign olanlara göre daha genç yaşlarda görülürler, hastalığın gidişatı çokdaha iyidir. Epitheliyal tümörler de kendi aralarında yine köken aldıkları epitheliyal hücrelere göre sınıflandırılırlar. Bunların %50-75′i seröz kistadenokarsinomlardır.Daha sonra sırasıyla müsnöz, endometrioid, brenner gibi tümörler gelir. Klinik Over kanserinde erken tanı son derece zordur. Çünkü çoğu zaman şikayetler belirgin değildir. Karın ağrısı , şişkinlik, hazımsızlık erken devredeki belirtilerdir. İleri evrelerde ise komşu organlara ait bası bulguları, karın ağrısı, pelviste kitle ve aşağı doğru bası hissi, vajinal kanama gibi spesifik olmayan şikayetlerdir. Hastayı doktora götüren en sık şikayet ise aşırı derecede karın şişliğidir.Bu şişliğin sebebi çoğu zaman karın içerisinde sıvı birikimi yani asittir. Tanı Muayeneler esnasında özellikle menopoz sonrası kadınlarda pelvik alanda kitle saptanması over kanserini düşündürmelidir. Ultrasonografide çift taraflı ovarian kitle, 8 cm’den büyük kitle ile muayende bu kitlenin hareketli olmaması tanıyı destekler. Ayırıcı tanıda myomlar, normal ve anormal gebelikler ve diğer komşu organ kanserleri ekarte edilmelidir. Over kanseri düşünülen hastalarda aile öyküsü dikkatli alınmalı, iyi bir sistemik ve jinekolojik muayene yapılmalı, özellkle genç hastalarda smear tetkiki elde edilmelidir. Ayrıca damarlanmanın tespiti açısından doppler ultrason ile komşu organları incelemeye yönelik radyolojik tetkikler yapılmalıdır. Manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi kitlenin daha iyi incelenmesine olanak sağlar.Over kanseri tanısını güçlendiren ve bu konuda hekimlere son derece yardımcı olan bir başka tetkik de tümör belirteçleridir. Tümör Belirteçleri Tümör belirteçleri kabaca normal dokularda fazla miktarda bulunmayan ancak malign dokulardan kana salınan maddeler olarak tanımlanabilir. Kullanılan ya da araştırma safhasında olan pekçok belirteç olmasına rağmen ideal bir tümör marker henüz saptanamamıştır. Over kanserinde en çok işimize yarayan Ca 125 adı verilen belirteçtir. Over bölgesinde şüpheli bir kitle bulunan kadınlarda yüksek saptanması tanıyı destekler.Ancak sigara içimi, erken gebelik, endometriozis gibi hastalıklarda da yükselebilmesi güvenilirliğini kısıtlar. Evreleme Over kanserinde evreleme cerrahi olarak yapılır.Bu işlem esnasında karın boşluğu orta hattan göbek üstüne kadar uzanan bir kesi ile açılır. Önce karın sıvısından örnek alınır.Daha sonra karın boşluğu gözle ve elle incelenir. Omentum adı verilen karın boşluğundaki organları çevreleyen yağ dokusu çıkartılır.Tümör dokusu mümkün olduğunca çıkartılır. Eğer sadece tek overde ise o over çıkartılır hastanın yaşı genç ise diğer overden biopsi alınır ve ameliyat esnasında patolojik incelemeye tabii tutulur. Eğer o overde de tutulum varsa rahim ve yumurtalıklar tamamen çıkartılır.Takiben pelvik alandaki ve aort damarı etrafındaki lenf düğümleri mümkün olan en fazla sayıda çıkartılmaya çalışılır. Tedavi Over kanserinin tedavisi birçok branştan hekimin bir arada davranmasını gerektirir. Bunlar jinekolog, onkolog, radyoterapist, kemoterapist, patolog, dietisyen ve psikiyatristtir.Tedavi kabaca cerrahi ve cerrahi olmayan olarak ikiye ayrılır. Bazen klinik olarak bulgu vermeyen vakalarda başka bir nedenden dolayı yapılan ameliyat sonucu şans eseri over kanseri tanısı konabilir. Bu gibi durumlarda evrelemeyi tamamlamak için hastanın yeniden ameliyat edilmesi gerekir. cerrahi sonrası ise kemoterapi ve radyoterapi yaygın olarak uygulanır.Günümüzde heniz deneme aşamasında olan bazı hormon ve allerjik tedavilerde vardır. Son zamanlarda ikinci bakı cerrahisi kavramı over kanseri tedavisinde giderek popülerite kazanmaktadır. Buna göre cerrahi ve kemoterapiyi takiben hasta ikinci kez ameliyat edilir ve yeniden durum değerlendirmesi yapılır. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #14 (permalink) |
| Yumurtalık ve tüp kanseri Yumurtalık kanseri herhangi bir belirti vermeden ileri evrelere ulaştığı için jinekolojik kanserler içinde en çok korkulan kanserdir. Düzenli jinekolojik muayene dışında erken tanıda kullanılabilecek bir yöntem yoktur. Yumurtalık (Over) Kanseri: Yumurtalık kanseri herhangi bir belirti vermeden ileri evrelere ulaştığı için jinekolojik kanserler içinde en çok korkulan kanserdir. Düzenli jinekolojik muayene dışında erken tanıda kullanılabilecek bir yöntem yoktur. Her yaşta görülebilmesine rağmen Menopoz öncesi dönemde over tümörlerinin sadece % 7’si kanserken bu oran menopoz sonrası %30′a çıkar.45 yaşını aşmış kadınlarda ve gebe kalmamış kişilerde daha sık görülür rastlanır.75-79 yaşlar arasında pik yapar. Yumurtalık kanseri jinekolojik kanserlerin %25?ini oluşturur Belirtiler: Ne yazık ki erken dönemde eğer düzenli jinokolojik muayene olan biri değilseniz tanı pek mümkün değildir.Ancak yumurtalıktaki tümör belli bir boyuta gelip çevre organları baskıladığında bir takım belirtiler ortaya çıkar. -Karın ağrısı ve aşırı derecede karın şişliği(tümör 12-15 cm bulmuştur ve karında sıvı birikimi vardır) -İdrar yolları ve mide-barsak şikayetleri (tümör basısı nedeniyle) -Adet düzensizliği ve anormal kanama şikayetleri Risk Faktörleri: -Birinci derece akrabada (anne,kızkardeş ) yumurtalık kanseri varsa yumurtalık kanserine yakalanma ihtimali %50?dir. -Doğum yapmamak, gebe kalmamak veya geç çocuk sahibi olmak, çocuğunu emzirmemek riski artırmaktayken,genç yaşta doğum yapmak ve bebeğini emzirmek bu riski azaltmaktadır. -Yumurtlamayı baskılayan doğum kontrol hapları ve tüplerin bağlanması riski azaltmaktadır. Tedavi: Yumurtalık kanserinin tedavisi birçok branştan hekimin bir arada davranmasını gerektirir. Bunlar jinekolog, onkolog, radyoterapist, kemoterapist, patolog, diyetisyen ve psikiyatristtir.Tedavi hastalığın aşaması ,hastanın çocuk isteği olup olmadığı hesaba katılarak planlanır.Yumurtalık kanserinde 5 yıl sağ kalım şansı % 40 civarındadır. Hastalık çok erken evrelerde yakalanırsa sağ kalım şansı ancak hastaların %10-15 inde; %90 a dek yükselir.Bunu belirtme nedenimiz kadınları; mutlaka gerekli ,düzenli jinekolojik muayeneye teşviktir. Tüp Kanseri: Tüpler (tuba uterina) iki tanedir.Her bir yumurtalıkla rahim arasında kalan kanal şeklinde oluşumlardır. Tüp kanseri çok az görülen bir kanser türüdür. Tüm kadın genital kanserlerinin %0.3 ünü oluşturur. Aslında tüp kanseri genellikle kendinden değil metastasla oluşur.Yani yumurtalık, rahim içi , mide bağırsak sistemi veya meme kanserinin yayılımıdır.Tek başına tüplerden gelişen kanserler nadirdir. Genelde 50-60 lı yaşlarda görülür. Nedenleri pek bilinmemektedir. Belirtiler: -Ani, aşırı miktarda vajinal akıntı (en çok bu görülür) -Kasık ağrısı -Kasıkta kitle Tedavi: Cerrahi, tanı ve tümörü mümkün olduğunca çıkarıp kitleyi küçültmek ve patolojik incelemeyle kanserin durumunu saptamak gerekir. Çıkan patoloji sonucundan sonra,kanserin aşamasına göre Radyoerapi ve kemoterapi uygulanabilir. 5 yıllık yaşam şansı %40 dır. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #15 (permalink) |
| Rahim ve rahimağzı kanseri Rahim ağzı, rahmin vajinaya açılan boyun kısmıdır. Rahim ağzı kanseri jinekolojik kanserler içinde 2. sıklıkta görülen kanserdir. Pap smear incelemesinin yaygınlaşması ile rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı azalmıştır.Anormal hücre büyümesi genellikle 25-35 yaşları arasında başlar. Rahim ağzı (serviks) kanseri: Bu hücreler ,öncül kanser hücresi olarak değerlendirilir. Zamanla bu hücreler kanser hücrelerine dönüşerek carcinoma in situ olarak adlandırılan rahim ağzının dış kısmında sınırları belli bir kanser oluşturur. Bu durum tedavi edilmediğinde rahim ağzının diğer katlarına ve diğer organlara yayılır. Erken dönemde teşhis edilebilen vakaların %95′inden fazlası iyileşebildiğinden erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Belirtileri: Erken evre kanserler genellikle bulgu vermez. Kanseri erken dönemde teşhis edebilmek için yıllık rutin Pap smear testi yapılması ve jinekolojik muayene gereklidir. İlerlemiş kanserin klinik bulguları; -Adet kanamaları arasındaki dönemde kanama -Adet kanamalarının fazla olması -Vajinal akıntının artması -Cinsel ilişki sonrası kanama -Kilo kaybı -Kansızlık Nedenler ve Risk Faktörleri: Rahim ağzı kanserinin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte kansere yatkınlığı arttıran nedenler; -Çok eşlilik -HPV enfeksiyonları ve genital siğiller -Cinsel temasın 20 yaşından önce başlaması -Viral ve bakteriyal enfeksiyonlar -Fazla sayıda doğum yapmak -Sosyoekonomik düzeyin düşük olması -Sigara içmek -C vitaminive A vitamini eksikliği -Erkek eşin sünnetli olmaması -Hastanın bağışıklık sisteminin baskılanması Tedavi: -Cerrahi -Radyoterapi (Işın) -İlaç tedavisinden (kemoterapi) oluşur. Rahim kanseri: Rahim kanseri denildiğinde rahim içini döşeyen endometriumdan ( rahim iç zarı) kaynaklanan kanserler anlaşılır. Endometrium kanseri de bir diğer adıdır. Rahim kanseri endometrium dokusunda geliştikten sonra kadın üreme sisteminin diğer organlarına da yayılma eğilimindedir. İlk önce rahim ağzı ( serviks) ve tüplere ve yumurtalıklara doğru yayılır. Daha ilerlemiş hastalık durumlarında lenfatik damarlar aracılığı ile vücudun diğer bölümlerine atlar. Endometrial Hiperplazi nedir ? Endometrial hiperplazi rahim içini döşeyen endometrial hücrelerin aşırı büyümesidir. Genellikle menopoza girmek üzere olan ve menopoza girmiş kadınlarda görülür. Menopoz tedavileri buna etken olabilir.Ayrıca,yumurtalık kistleri ve şişmanlık da etken olabilir.Hiperplazi kanserin ön belirtisi olabilir.O yüzden önemlidir. Belirtiler: -Vajinal kanama en önemli bulgudur.(menopoza rağmen) -Menopoza girmemiş hastalarda ise menstrüal kanam fazla miktardadır ve uzun sürer -Ara kanamalar da sık görülür. Özetle menopoz sonrası kanaması olan veya 40 yaş sonrası artmış vajinal kanaması olan herkes rahim kanseri olasılığına karşı doktora başvurmalıdır. Nedenler ve Risk Faktörleri: -Şişmanlık -Yüksek tansiyon -Şeker hastalığı -Genç yaşlarda adet düzensizlikleri -Karşılanmamış östrojen (dışarıdan verilmesi veya vücutta aşırı östrojen yapımı) -Östrojen salgılayan tümörler -Meme kanseri tedavileri -Yumurtlamanın olmadıgı adet dönemleri -Geç menepoza girmek -Ailede rahim kanseri varlığı -Çocuk doğurmamış ve emzirmemiş olmak Tedavi: Erken evrelerde teşhis edilen rahim kanserinin iyileşme şansı %95′tir.Aslında rahim kanserinde esas tedavi, rahmin çıkartılmasıdır.Yani histerektomi. Histerektomi sırasında yumurtalıkların ve tüplerin de çıkartılması uygun olur. Ek ve yardımcı tedavi olarak -Radyoterapi -Kemoterapi kullanılır. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #16 (permalink) |
| RahİmaĞzi/servİks Kanserİ Bazı kişiler için kanser hastalığı öylesine korkutucu bir konudur ki birşeyler okumak bir yana kanser hakkında konuşmak bile istemezler. Bu davranış birçok kimsenin kanser hastalıklarından çoğunun erken tanı sonucu tedavi edilebilir hatta önlenebilir olduğunu bilmemelerinden kaynaklanmaktadır. Rahim ağzı kanseri bunun için en güzel örnektir. Rahim ağzını tanıtmak için kadının rahminin bir armut biçiminde olduğunu ve dar ucunun vajinaya (dölyolu) doğru uzandığını hatırlatmak yerinde olur. İşte rahmin bu dar kısmına rahim ağzı denir. Rahim ağzından alınacak biraz göze (doku) burada ileride kansere yol açabilecek herhangi bir değişikliğin bulunup bulunmadığını belirler. Düzenli olarak yapılan ve Pap Testi denilen kontroller sayesinde gözelerdeki değişiklikler erkenden bulunur ve kansere dönüşmeden önce tedavi edilir. Pap Testi Kimler Yaptırmalıdır ? Cinsel ilişkide bulunmuş olan ve 18-70 yaş arasındaki bütün kadınların iki yılda bir Pap Testi yaptımaları gereklidir. Daha önce cinsel ilişkide bulunduğu halde uzun zamandan beri cinsel ilişkide bulunmamış olan kadınların da test yaptırmaları gereklidir. Pap Testi Kimler Yapabilir ? Kadınlar ya bir doktora veya Ana Çocuk Sağlığı Kliniği’ne veya Aile Hekimliği Merkezine giderek test yaptırabilirler. Pap Testi basit ve çabuk yapılabilen bir testtir. Bu test için vajinaya küçük bir alet sokularak rahim ağzından birkaç göze alınır. Test acı vermez. Alınan gözeler daha sonra bir laboratuvara gönderilerek tahlil yapılır. Sonucun Belli Olması Ne Kadar Sürer ? Sonuç ; genellikle birkaç günün içinde belli olur. Doktora veya hemşireye sonucu öğrenmek için ne zaman telefon etmeniz gerektiğini sorunuz. Test Sonucunda Bir Anormallik Tespit Edilirse ? Pap Testi anormallik gösterse bile bu her zaman kanser bulunduğu anlamına gelmez. Anormalliklerin birçoğu ya kendiliğinden kaybolur veya tedavi edilebilir. Pap Testi kanser belirtisi gösterirse bu da tedavi edilebilir. Ameliyatla Rahmi Alınmış Bir Kadının Pap Testi Yaptırması Gerekir Mi ? Rahim ameliyatlarında bazen rahimle birlikte rahim ağzı alınmadığından bazı kadınların gene de Pap Testi yaptırmaları gerekli olabilir. En iyisi bilgi almak için aile hekiminize danışmaktır. Pap Testi Diğer Kanser Türlerini De Belirleyebilir Mi ? Pap Testi ; rahim veya yumurtalık kanserlerini belirleyemez. Ancak, Pap Testi yaptırdığınızda diğer önemli bir sağlık kontrolu olarak ve göğüs kanserinin erken tanısını sağlamak için göğüslerinizi muayene ettirebilirsiniz. Kanser Hakkında Konuşmak Kanser Riskini Arttırır Mı ? Hayır. Kanser hakkındaki gerçekleri bilmek genellikle kanser riskini azaltır. Kanseri önlemek veya erken tanısına yardım etmek tedavi şansını arttırır. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #17 (permalink) |
| Meme Kanserİ İÇİn Cevaplar Kadınların Göğüslerinde Neden Değişiklikler Olur ? Göğüslerde şu değişiklikler olabilir; yumrular, şişkinlik, göğsün biçiminde görülen bir değişiklik, göğüs derisinin içine kaçması, göğsün bir kısmının diğer kısımlarından değişik bir görünüm kazanması, meme başından akıntı gelmesi, meme başının içeriye kaçması veya göğüste sancı olması. Bu değişikliklerin yüzde 95′i kanser değildir. Göğüslerin şişmesi, acıması veya yumrulu olması, örneğin, adet günlerinden önceki hormon değişikliklerinden kaynaklanabilir. Bazı yumrular kistleşmiştir ama kansere dönüşmezler. Kistler içi su dolu keseciklerdir. Göğüslerinizde herhangi bir değişiklik görürseniz hemen doktorunuza danışınız. Muhtemelen kanser değildir ama gene de ihtiyatlı olmak gerekir. ” Doktora Gitmeye Utanıyorum ” Ya arkadaşlarınızın tavsiye ettiği bir kadın doktora veya Ana Çocuk Sağlığı Kliniklerine başvurunuz. Unutmayın ki sağlığınız utanmaktan daha önemlidir. Şimdiye kadar utançtan kimse ölmemiştir. Doktora giderken destek olması için yanınıza bir arkadaş veya akrabanızı alın. ” Doktora Gitmekten Korkuyorum ” Kendi kendinize devamlı olarak göğüslerdeki birçok değişikliğin göğüs kanseri olmadığını söyleyin. Kanser bile olsa erken tanı yapılması başarılı tedavi şansını arttırır. Göğüs kanserinden kurtulan kadınların sayısında devamlı artışlar olmaktadır. Doktor göğüslerimdeki değişikliğin kanser olmadığını söylediği halde hala korkuyorum ! Göğüs kanseri uzmanına gitmek için havale isteyin ve bir de ondan fikir alın. Meme Sağlığını Kadınlar Nasıl Denetleyebilirler ? Her ay kendiniz muayene edin, yılda bir de doktorunuza göğüslerinizi muayene ettirin. 40 yaşını geçtiyseniz iki yılda bir mamogram (meme röntgeni) çektirebilirsiniz. Bu özellikle 50-69 yaşlarındaki kadınlar için çok önemlidir. Sizinle aynı yaşlarda olan arkadaşlarınızla birlikte randevu alarak mamogram çektirin. Kliniklerde sizinle ilgili bilgiler gizli tutulur. Mamografi bölümünde çalışan uzmanlar hep kadınlardır. Meme Kanseri Tehlikesini Neler Arttırır ? Göğüs kanseri yaşla artar. Kanser olaylarının %70′i ; 50 yaşının üstündeki kadınlarda görülmektedir. Yakın bir akrabasında, örneğin, annesinde veya kızkardeşinde göğüs kanseri olan kişiler de risk grubuna girerler. Ancak kanser olaylarının onda dokuzunda kadınların özgeçmişinde göğüs kanseri bulunmamıştır. İlk çocuğunu 30 yaşından daha sonra doğurmuş olan kadınlarda veya hiç çocuğu olmayan kadınlarda da hafif bir tehlike artışı vardır. Hormon takviye terapisinin (HRT) kanser riskini arttırdığına ait bulgular olmakla beraber hormon takviye terapisinin yararları ile bu küçük tehlike arasında bir denge olmalıdır. Vücutta su toplanmasının, göğüs röntgeni çekilirken ışına maruz kalmanın, stresin, sütyen takmanın veya göğüse isabet eden bir darbenin göğüs kanserine neden olduğuna ait herhangi bir bulgu yoktur. Tarama Mamografisi ile Tanı Mamografisini Farkı Var Mıdır ? Tarama mamografisi meme kanseri belirtisi göstermeyen kadınlar için uygulanır. Memenin filmi çekilerek, eğer varsa, meme kanseri daha çok küçük ve kolaylıkla tedavi edilebilir durumdayken ortaya çıkarılır ve hastanın canı kurtarılır. Tanı mamografisi kendisinde meme kanseri belirtileri görülen kadınlar için uygulanır. Doktorun tanı mamografisi için havale ettiği bir kadında, örneğin, bir tümör bulunmuştur. Doktor mamografi havalesini yaptığı hastanın gösterdiği bütün belirtileri de ayrıntılı olarak raporunda açıklar. Hastanın röntgen filmini çekecek olan radyografi uzmanı bu rapora dayanarak memenin tümörün olduğu kısmını daha etraflıca inceler. Mamografi Memeye Zarar Verir Mi ? Mamografi çekilirken memenin bastırılmasının memeye zarar verdiği veya halen var olan meme kanserini yaygınlaştırdığına dair herhangi bir bulgu yoktur. Mamografi çekilirken kadınların maruz kaldıkları radyasyon miktarı çok azdır ve her iki yılda bir mamografi yaptırmanın meme kanserine neden olabileceği hakkında da herhangi bir bulgu yoktur. Memedeki Sancı Kanser Belirtisi Olabilir Mi ? Bazen sancı kanser belirtisi olabilir ancak, genellikle sancınm nedeni adet günlerinden önce meydana gelen hormonsal değişiklikler olabileceğinden paniğe kapılmamalıdır. Bazı doğum kontrolu hapları da, özellikle başlangıçta veya hap değiştirildiğinde göğüslerin yumru yumru olmasına ve sancımasına neden olurlar. Bazen de göğüslere iyi uymayan, örneğin aitları telli sütyenler göğüslerde sancı yapabilir. Bununla birlikte göğüslerinizde sancı varsa kendiniz teşhis koymaya uğraşmayın, doktora gidin. Bazı Besinlerin Meme Kanserine Etkisi Var Mıdır ? Bunun yanıtını gerçekte kimse bilmemektedir. Bazı araştırmalar gıdalarında çok fazla yağ ve çok az posalı yiyecekler (bol posalı gıdalar pirinç, makarna, ekmek, kahvaltılık tahıllar, meyve ve sebzedir) olan kişilerde meme kanseri görüldüğü şeklindedir. Ancak bu bulgular doğrulanmamıştır. Tavuk veya etin de meme kanseri yaptığına dair bir kanıt yoktur. Ancak günde iki kadeh veya iki kadehten daha fazla alkollü içki içen kadınlarda daha yüksek oranda meme kanseri görülmektedir. Meme kanserinden korunmak için soya fasulyesi ürünleri ve baklagiller önerilmekle beraber bu da henüz kanıtlanmamıştır. Ancak bu gıdalar sağlık açısından yararlı olduğundan yemeklerimiz arasında bulunmalıdır. Memedeki Kistler Kansere Dönüşür Mü ? Hayır. Göğüslerinde lifli adenomlar bulunan kadınlarda meme kanseri tehlikesi yüksek olmakla birlikte lifli adenomlar kendiliklerinden kansere dönüşmezler. Erkeklerde de Meme Kanseri Olabilir Mi ? Evet. Daha az görülmekle birlikte her yıl 100 erkekte meme kanseri görülmektedir. Memede yumru veya kalınlaşma varsa doktora gidilmelidir. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #18 (permalink) |
| Kanserle İlgİlİ YanliŞ İnanÇlar Kanser ciddi bir hastalık olmakla birlikte bazılarımız bu hastalığın iyileşmediği inancıyla gereksiz yere korkuya kapılırız. Ancak gerçekler böyle değildir. Kanser hakkında daha çok bilgi edinerek korkunun bir kısmını atlatmak mümkündür. Ayrıca, edindiğimiz bilgiler bize kanserden nasıl korunabileceğimizi de öğretir. Kanser hakkındaki yanlış inançlardan bazıları ; Kanser Hastalığı Her Zaman Ölümcüldür ! Bu doğru değildir. Kanser vakalarının %50′den fazlası başarıyla tedavi edilmektedir. Bazı kanser türlerinin tedavisinde başarı oranı çok yüksektir. Çocukların yakalandıkları kanser hastalıklarının iyileştirilme oranı giderek yükselmektedir. Halen kanserli çocukların %80′i başarıyla tedavi edilmektedir. Tedavinin başarılı olabilmesi için kanserin erkenden belirlenmesi gerektiği de unutulmamalıdır. Bu nedenle kuşku duyduğunuz belirtilerin hemen aile hekiminize bildirilmesi ve mümkün olduğu kadar düzenli aralıklarla sağlık kontrolü yapılması da önemlidir. Örneğin, soygeçmişinde kalınbarsak kanseri görülen ve 40 yaşını geçmiş kişiler erken belirtilerinin tanısının yapılması için test yaptırmalıdırlar. 18-70 yaşları arasındaki kadınların ise her iki yılda bir rahim ağzı kanserinin erken belirtilerinin bulunması için Pap Testi ve 50 yaşını geçmiş kadınların ise her iki yılda bir Mamogram denilen göğüs röntgeni çektirmeleri gerekmektedir. Kadınlar göğüslerinde beliren bir şişkinliği aylar hatta yıllar geçtikten sonra farkederler; oysa mamogram bir pirinç tanesi kadar bile olsa göğüs kanserini yakalayabilmektedir. Bazı sağlık kontrollerini kendiniz yapabilirsiniz. Örneğin, kadınlar her ay göğüslerini kendileri muayene ederek herhangi bir değişiklik olup olmadığını belirleyebilirler. Aynca herkes kendi derisi üzerindeki eski ve yeni lekeleri, benleri arada bir kontrol ederek renklerinde, büyüklüklerinde ve biçimlerinde bir değişiklik olduğunda bunu doktora gösterebilirler. Erken tanı yapılan deri kanserlerinin çoğu başarıyla tedavi edilebilmektedir. Kanser Bulaşıcıdır ! Bazı kişiler özellikle cinsel organlarla ilgili ve rahim ağzı veya prostat kanseri gibi kanser hastalıklarının kendilerine de bulaşabileceğinden korkarlar. Bu doğru değildir. Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Pap Testi İçin Alınan Gözelerde Anormallik Görülmesi Kanser Hastalığının Belirtisidir ! Bu da doğru değildir. Anormal gözeler tedavi edilerek ileride kansere dönüşmeleri önlenir. Kanser Vücutta Oluşan Yaralanma ve Darbeler Sonucu Olur ! Bazen kadınlar göğüslerine isabet eden bir darbenin kansere neden olacağından korkarlar. Bunun doğru olduğuna dair bir bulgu mevcut değildir. Ancak bazen vücudun herhangi bir yerine vurulması sonucu kişinin dikkati o bölge üzerinde yoğunlaştığından daha önceden mevcut olan anormal bir leke veya şişlik meydana çıkarılabilir. Kanser Yanlış Bir Hareketimizin Cezasıdır ! Bu da doğru değildir. Kanser hakkında düşünmek, yazılan yazıları okumak veya konuşmakla da kişi kansere tutulmaz. Kanseri Önleyecek Özel Yemek Rejimleri Vardır ! Ne yazık ki kanseri önleyecek belirli bir yemek rejiminin olduğu kanıtlanmamıştır. Ancak bazı besinlerin kanser hastalığı riskini azalttığı görülmektedir. Bu konuyla ilgili olarak az yağlı, bol posalı, meyvesi, sebzesi bol bir yemek rejimi önerilmektedir. Alkol ölçülü içilmeli, tuzlu, salamura ve tütsülenmiş yiyeceklerin miktarı azaltılmalıdır. Kilonun da sağlıklı bir düzeyde tutulması önemlidir. Araştırmalar aşırı kilolu kişilerde kansere daha çok rastlandığını göstermektedir. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #19 (permalink) |
| Cİlt Kanserİ İÇİn Cevaplar Hem güneşin keyfini çıkarmak hem de deriyi kansere karşı korumak mümkün müdür? Evet. Açıkhavada yapacağınız etkinlikleri güneş ışınlarının daha zararsız olduğu saatlere göre ayarlayınız. Güneş ışınlarının en kuvvetli olduğu sabah saat 10 ile öğleden sonra 2 arasında (yaz saati uygulamasında sabah saat 11 ‘den öğleden sonra 3′e kadar) dışarıda durmayınız. Her türlü deri tipi için kanser tehlikesi mevcut mudur ? Evet. Beyaz tenli kimseler için tehlike daha çok olmakla birlikte deri kanseri her türlü deriyi etkileyebilir. En iyi güneş kremi hangisidir ? Ambalajında ‘SPF 15 + ‘ yazılı olanlarını seçiniz. Bunlar deriyi güneşe karşı etkili bir biçimde korurlar. Çocuklar ve hareket halindeyken terleyen kişiler için suya dayanıklı güneş kremi en iyisidir. Güneş kremini hangi aralıklarla tekrar sürmelidir ? Genellikle her iki saatte bir kremi tekrar sürmelidir. Yüzüyorsanız veya çok terliyorsanız daha sık sürünüz. Makyaj malzemesinin ve nemlendirici kremlerin içindeki güneşten koruyucu maddeler güneş kreminin içindekilerle aynı mıdır? Bunların koruyucu özellikleri aynı mıdır ? Evet. Güneşten koruyucu özellikleri olan makyaj malzemesi iyi bir fıkirdir. Ancak en iyi bir biçimde korunabilmek için koruyucu maddelerin “SPF 15 + ” olarak belirlenmiş olmasına dikkat ediniz. Arabada giderken güneş kremi gerekli midir? Evet. Arabada uzun süre gidecekseniz ve güneş açık camdan yüzünüze vuruyorsa krem sürmeniz gereklidir. Araba camları derinizi güneşe karşı bir miktar korur. Mümkünse camları kapalı tutunuz. Uzun kollu giysiler de deriyi güneşten korur. Gölgede dururken güneşten yanabilir misiniz? Evet. Su, kum, beton hatta çimen gibi yüzeyler güneş ışınlarını yansıtabilir. Onun için gölgedeyken bile tedbirli olmalı, güneş kremi sürmeli, şapka giymeli, güneş gözlüğü takmalı ve koruyucu giysiler giymelidir. Hangi kumaşlar deriyi güneşe karşı en etkili bir biçimde korur ? Kumaşı güneşe karşı tutunuz; diğer tarafı göremiyorsanız kumaş koruyucudur. Güneşe tutulduğunda diğer tarafı gösteren seyrek dokunmuş kumaşlar deriyi daha az korurlar. Güneş kremleri tehlikesizce kullanılabilir mi? Güneş kremleri 25 yıldır kullanıldığından elimizde tehlikesiz olduklarına dair yeterli bilgiler mevcuttur. Ancak deriyi kanserden korumak için salt güneş kremine güvenmeyin; korunmak için şapka ve giysi giymek de önemlidir. Deriyi kanser var mı yok mu diye en iyi nasıl kontrol edebilirsiniz ? En iyisi ayağınızın altından başınızın üstüne kadar derinizin üzerindeki bütün benleri ve çizgileri iyice tanımaktır. Böylece bunların renklerinde veya büyüklüklerinde bir değişiklik meydana geldiğinde hemen görebilirsiniz. Bu değişiklikleri hemen doktora gösteriniz. Tanısı erken yapılırsa deri kanserinin %99 iyileşme oranı olduğunu unutmayın. <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
| | #20 (permalink) |
| yutma güçlüğü disfaji yemek borusu hastalıkları tümörleri kanserleri Yutma güçlüğüne (Disfaji) özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmeyi ifade eder. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olabilir. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli patolojiye işaret eder. Kısa bir süre içerisinde yutma güçlüğü kendiliğinden iyileşmez ise kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Nasıl Yutarız? İnsanlar katı yiyecekleri yemek sıvıları içmek ve vücudun ürettiği tükürük ve mukusu yutmak için günde yüzlerce kez yutma işlevini gerçekleştirirler. Yutma işlevinin dört fazı vardır: 1) Birinci faz yiyecek ve içeceklerin çiğnenerek yutmaya hazır hale getirildiği dönem. 2) Ağız fazı boyunca, dil yiyecek ve içecekleri ağızın arka bölümüne iterek yutma yanıtını başlatır. 3) Yutak fazında yiyecek ve içecekler hızlıca yutaktan yemek borusuna geçer. 4) Son faz olan yemek borusu fazında yiyecek ve içecekler yemek borusundan mideye geçer. Birinci ve ikinci fazlar istemli kontrol altında oluşurken,üçüncü ve dördüncü fazlar kendiliğinden oluşur. Yutma Hastalıklarının Nedenleri Nelerdir? Yutma işlevi sırasındaki herhangi bir kesinti yutma güçlüğüne neden olabilir. Yutma güçlüğü sağlıksız dişler, uygun olmayan takma dişler veya soğuk algınlığı gibi basit nedenlere bağlı olabilir. Yutma güçlüğünün en yaygın nedenlerinden biri mideden yemek borusuna geri kaçıştır. Bu durum mide asitinin yemek borusundan yutağa doğru yukarı hareketinin sonucu oluşur. Diğer nedenler arasında felç, ilerleyici nörolojik hastalık, trakeostomi tüpü varlığı, hareketsiz ses teli, ağız, gırtlak veya yemek borusu tümörü ile baş boyun bölgesine uygulanan cerrahi operasyonlar sayılabilir. Yutma Hastalıklarını Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder? Yutma güçlüğü inatçı ise ve nedeni bilinmiyor ise bir kulak burun boğaz uzmanı, söz konusu hastanın hikayesini ele alarak muayenesini yapacaktır. Bu muayene, aynalar veya özel optik sistemle görüntüleme sağlayan endoskoplar kullanarak dilin arka bölümünün, boğaz ve larenksin incelenmesi yoluyla yapılır. Eğer gerekli ise yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağı incelemesi, kulak burun boğaz uzmanı veya mide ve barsak hastalıkları uzmanı tarafından yapılır. Bunun sonucuna göre baryumlu yemek borusu geçiş filmi ile yutma mekanizması fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekebilir. Eğer özel patolojiler söz konusu ise,üst mide- barsak sistem filmi veya videofloroskopi ile beraber radyologla temasa geçilebilir. Böylece yutmanın her dört fazınında değerlendirmesi yapılır. Değişik kıvamda yiyecek ve içecekler kullanarak ve hastaya değişik pozisyonlar verdirerek, yutma yeteneğini değerlendirilebilir. Eğer yutma güçlüğü felç veya ilerleyici nörolojik hastalıklara bağlı ise nörolog tarafından değerlendirilmelidir. Semptomlar Yutma güçlüğünün semptomları şunlardır. Ağızda tükürük artışı Yiyecek ve içeceklerin boğaza takılması hissi Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi( Mideden yemek borusuna kaçış var ise - Reflu) Boğazda yabancı cisim veya parça hissi Uzamış veya belirgin yutma güçlüğüne bağlı yetersiz beslenme ve kilo kaybı Yutma sırasında kolayca geçmeyen yiyecek parçaları sıvı ve tükürüğe ve bunların akciğerlere aspire edilmesine bağlı olarak gelişen öksürük ve boğulma hissi Mümkün Olan Tedaviler: Neden belirlenebilmişse, yutma güçlüğü tıbbi tedavi, yutma tedavisi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir. Bu hastalıkların birçoğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilir. Mide asit salgısını engelleyen ilaçlar kas gevşeticiler ve asit gidericiler var olan ilaçlardan birkaçıdır. Tedavi yutma hastalığının nedenine göre düzenlenir. Mideden yemek borusuna kaçış sıklıkla beslenme ve yaşama alışkanlıklarını değiştirerek tedavi edilebilir. Örneğin : Hazmı kolay yiyeceklerden oluşan bir diyet ile sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenmek Alkol ve kafeinden uzak durmak Kilo ve stresi azaltmak Uyku vaktinden önceki üç saat boyunca yemek yemekten sakınmak Geceleri yatağın başını yükseltmek. Eğer bunlar yardımcı olmazsa yemekler arasında ve uyku vaktinden önce asit giderici kullanmak rahatlama sağlayabilir. Birçok yutma hastalığı yutma tedavisinden yarar görebilir. Yutma kaslarının beraber çalışmasını sağlayan ve yutma refleksinin oluşmasını sağlayan sinirleri uyaran özel egzersizler yaptırılabilir. Hastalara ayrıca yutma işleminin başarılı şekilde yapılmasına yardımcı olacak vücut ve baş pozisyonlarını öğretebilir. Yutma güçlüğü olan hastalardan bazıları yetersiz beslenme problemi ile karşılaşırlar. Mesleki terapist beslenme teknikleri hakkında hasta ve ailesine yardımcı olabilir. Bu teknikler hastayı olabildiğince bağımsız kılar. Diyetisyen veya beslenme uzmanı hasta için gerekli olan yiyecek ve içecek miktarını ve ek besinlerin gerekli olup olmadığını belirler. Cerrahi tedavi belirli bazı problemlerin tedavisinde kullanılır. Darlık veya yapışıklık varlığında söz konusu alanın genişletilmesi gerekli olabilir. Kasların ileri derecede kasılması varlığında ilgili kasların genişletilmesi ve hatta serbestleştirilmesi gerekli olabilir. Bu yöntem kas kesilmesi olarak adlandırılır ve kulak burun boğaz uzmanı tarafından gerçekleştirilir. Yutma güçlüğünün birçok sebebi vardır. Eğer inatçı bir yutma güçlüğünüz varsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına gitmeniz gerekmektedir. farenksten mideye kadar uzanan düz ve çizgili kastan oluşan tüp şeklinde bir organdır.Erişkinlerde uzunluğu 25cm-30cm.arasındadır.Endoskopik olarak kesici dişlerden itibaren mide ye kadar 40 cm. olarak kabul edilir.Genişliği ise 20-30mm. Olarak kabul edilir. 3 kısım da değerlendirilir. 1.Boyun 2. Göğüs 3. Karın Kas yapısı dışta uzunlamasına seyreden tabaka, içte sirküler tabaka dan oluşur. Boyun göğüs kısmında her iki tabaka çizgili adaledir.Alt 1/3 bölümünde her iki tabaka düz adaleden oluşur. Alt özofağus sfınkter bölgesinde sirküler tabakanın yoğunlaştığı kabul edilir. Görevi ; yutma eyleminin gerçekleşmesini sağlar.Yutma işlevi yemek borusu kas tabakası ile sinir sisteminin uyumlu çalışması ile oluşur. Yemek borusunda dogal sfinkter bölgeleri bölgeleri vardır. Proksimal girişte ,orta bölgede , alt sfinkter bölgesidir. Yemek borusunda motor fonksiyonlarda vardır. Bunlar Primer ve sekonder peristaltik dalgalar oluşur. Alt sfinkter bölgesi yutma refleksi sonrasında gevşer. YEMEK BORUSU HASTALIKLARI 1. Motor Fonksiyon Bozuklukları 2. Organik Hastalıkları Motor Fonksiyon bozuklukları Akalazya ; yemek borusunda primer peristaltik dalganın olmayışı , alt sfınter basıncının artması ve yutma refleksine gevşeme ile yanıt verememesidir. Nedeni tam olarak bilinmiyor.Yıllık 100 000 de 1 kişide her yaşta görülebilir. Hastalar yutma güçlüğü,yediklerinin ağzına gelmesi , kilo kaybı, ağrı gibi yakınmaları vardır. TANI: Radyoloji Monometrik tetkik Endoskopik tetkik TEDAVİ : ilaç Dilatasyon Myotomi (Cerrahi ) Yaygın Özofagus Spazmı ralıklı göğüs ağrısı,yutma güçlüğü gibi semptomlara rağmen organik lezyon olmaması ile karakterizedir.Daha çok 50 yaşından sonra ortaya çıkar ancak seyrek görülen bir hastalıktır .Nedeni tam olarak bilinmiyor. TEDAVİ : Bazı ilaçlar semptomatik iyileşme sağlayabilir. İkincil Motor Fonksiyon Bozuklukları Yaygın sistemik hastalıkların bir çoğunda ikincil motor fonksiyon bozuklukları görülür. Bunların başlıcaları ; Sistemik sklerozis Kollagen hastalıklar Kas hastalıkları Merkezi sinir sistemi hastalıkları Periferik nöropati Organik Özofagus Hastalıları Reflü Özofajitis Mide suyunun sıklıkla yemek borusu alt bölgesine geri dönmesi ve mukoza ile teması bu bölgede inflamasyona neden olur. Yutma güçlüğü ,ağrı ,hatta kanama ve darlığa neden olabilir.Alt sfinkter yetersizliği ve hiatal hernia gibi durumlarda mide suyu günde birkaç kez yemek borusuna dönebilir. Özetle ; Daha sık reflü olur Fazla miktarda reflü olur Özofagus boşalması gecikir Daha fazla irritan sıvı gelir Mukoza savunması azalır Hiatal Hernia ; Mide fundus ve korpusunun kısmen yemek borusu içine doğru dönmesidir.Ancak her zaman reflü ozofajit nedeni olmaz. Semptomlar ; Yanma Ağrı Regürjitasyon Kusma Sternum arkasında yanma tarzında şikayetler Yutma güçlüğü Kanama Solunum sistemi bulguları (kronik bronşit,tekrarlayan pnömoni,astma) TANI: Hasta da yukardaki semtomların varlığı Baryumlu özofagus grafisi Üst sindirim sistemi endoskopisi tercihan kullanılır, sadece özofajit değil peptik ülser ,kanser gibi bulguların varlığı araştırılabilir.Ayrıca biyopsi alınarak inflamasyonun özellikleri ortaya konur Özofagus perfüzyon testi Özofagus lümen içi Ph tayini Özofagusun radyoizotop çalışması Boya testi Monometrik teslerle tanı konur. TEDAVİ : Fazla kilolar verilmeli Sigara içilmemeli Yağlı yiyeçekler , çikilota ,kahveden uzak durulmalı, Akşam geç saatlerde yemek yenmemelidir. İlaçlar Barrett Sendromu; Barrett özofagusun yassı epitel hücre yapısı ile midenin kolumnar epitelinin kesiştiği bölgenin düzeninin kaybolduğu ve kolumnar mukozanın yassı epitel içine doğru devam ettiği ve bu bölgede peptik ülser geliştiğini göstermiştir. Asid reflüksünün bunun oluşumunda önemli olduğu düşünülmektedir. Semptomları özofajitlerle aynıdır. Bu tür oluşum olanlarda normal özofaguslulara göre kanser gelişme oranı oldukça fazladır.Bu neden ile Barrett özofagus malign lezyon olarak kabul edilir. Bu olguların yılda bir endoskopik gözlemi ve biyopsi alınması önerilir. Özöfagus Darlıkları; Alkali,asid maddeler; Yemek borusu duvarında ki patolojik oluşumlar nedeni ile lümenin daralmasıdır.Bu çoğunlukla kronik inflamasyon , ülserasyon ve netbe dokusu gelişmesi ile olur. Kanser de daima hatırlanmalıdır.Bu darlıklar bazen geçici olarak ortaya çıkar radyolojik olarak saptanır ama yutma güçlüğüne neden olmaz. Sebebler ; Yaygın kuvvetli alkali ve asid li maddelerin özofagus mukozasına yaptığı hasar , maddenin kuvvetine ve temas süresine göre değişir.Bazen bütün duvarı tutar hatta perforasyona neden olabilir. 3 hafta içinde daralığa kadar giden fibrozis gelişir. Bir çok ilaç lökal inflamasyona neden olabilir.(Bakır sulfat ,E.Bromide,Potasyum Klorid, Tetrasiklin v.s.) Gastroözofajiyal Reflü ; Daha ziyade uzun dönem devam eden reflü ve inflamasyona bağlı fibroz doku artışı ve darlık gelişebilirse de yaşlılarda birden ortaya çıkabilir. Semptomlar ; Yemek borusu darlığının yegane semptomu yutma güçlüğüdür. Ktoziv madde içenlerde bulgular erken başlarken , reflü özofajitlerde uzun yıllar sonra gelişir.Yutma güçlüğü katı gıdalarda daha belirgin iken sıvı gıdalar daha kolay yutulur. Tanı; Rayoloji , Baryumlu özofagus pasaj grafisi ile darlığın yeri ,darlığın uzunluğu ve yapısı hakkında bilgi alınabilir. Endoskopi , Yutma güçlüğü olan hastaya mutlaka endoskopik tetkik yapılmalı gözlem sırasında darlık,darlığığn özellikleri, gerekirse biyopsi alınması mümkündür. Endoskopik tetkik ile lezyon saptanmaması yutma güçlüğünün motor fonksiyon la ilgili olduğunu düşündürür. Tedavi; Tabletlerle oluşan darlılara bir kez yapılan dilatasyon yeterli olabilir.Kroziv maddelerle oluşanlarda 3 derece ye kadar darlıklar periyodik bujinaj tedavisi gerektirir. Sonuç alınamayan veya daha ileri darlıklarda cerrahi tedavi planlanır. Peptik Özofajite Bağlı Darlıklar ; Reflüksün sebep olduğu darlılarda esas tedavi tıbbıdir.Ödem azaltılır,spazm azaltılır ve motor fonksiyonun iyileştirilmesi sağlanabilir. Bütün bunlara rağmen başa çıkılamazsa devamlı tıbbı tedavi düşünülebilir.Nadiren bujinaj hatta cerrahi girişim gerekebilir. Özofagus Tümörleri; Özofagus tümörleri iyi huylu ve kötü huylu olabilir. İyi huylu tümörler ; Epitel hücrelerinden menşeini alan tümörler , Mezodermal tümörler, Kistik lezyonlardır. Epitel hücrelilerden papillom ve adenomlar oldukça seyrektir.Potansiyel malign özellik gösterebilirler.Papillomlar ağızda boğazda üst özofagusta yerleşebilirler.Çoğunlukla semptomsuzdur. Adenom’lar alt özofagusta oluşur ,inflamasyon içerir saplı veya sapsız olabilir. Mezodermal orijinli tümörlerin en sık görüleni leimyoma’dır. Alt özofagusda yerleşir büyüklüğüne bağlı olarak darlığı neden olabilir veya kanamaya neden olabilir. Kist; doğuştan veya sonradan olabilir daralığa neden olabilir. Radyolojik ve endoskopik yöntemlerle tetkik yapılabilir.endoskopik yöntem ile koterize edilebilir. Buna uygun olmayanlar da cerrahi tedavi uygulanır. Kötü Huylu Tümörler ; Yemek borusu tümörleri ya kendi dokusundan orijinini alır veya komşu organ tümörlerinin invazyonu ile oluşur. Primer tümörler başlıca kanserler ve sarkomlardır. 4 çeşit epitelyal tümör gelişir. 1.Yassı epitel hücreli, 2.Adenokanser, 3.Melenokanser, 4. Oatsel hücreli kanserler. Son üçü sık görülmez. Yassı epitel hücreli ve melenokanser yemek borusunun her hangi bir yerinden orjinini alabilir. Adenokanser ise çoğunlukla alt özofagustan menşeini alır.(Barrett send.) Yemek borusunda staz oluşturan (Akalazya) , inflamasyona neden olan reflü özofajitis ,hiatal hernia gibi oluşumlar kanserleşme riskini normalden 8 katı kadar arttırabilir.Sıklığı bölgeden bölgeye farklılık gösterir.Beslenme yetersizliği, tütün , nitrozaminler, alkol ,taninli gıdalar, çok sıcak ve baharatlı yiyecekler hazırlayıcı faktörler olabilir. Özellikle İran ,Çin , Güney Afrika nın bir bölümü ve ülkemizin doğu bölgesinde sık görülür. Patoloji ; 3 ana morfolojik tipi vardır. 1. polipoid ,2. Ülseröz, 3. Skiröz . Komşuluk yoluyla kolay yayılır perforasyona ve fistülizasyona neden olabilir. Klinik ; Yutma güçlüğü başlangıçta katı sonra sıvı gıdalarda belirgindir. Kilo kaybı ; kıs sürede gelişir. Ağrı önceleri yemek yerken sonra ise sürekli olabilir. Muayene de omuz bölgesi gibi yakın bölgelerde lenf bezleri ,karaciğer büyüklüğü , ses kısıklığı ,horlama gibi bulgular tespit edilebilir. TANI ; Radyoloji Endoskopi Endoskopi + Biyopsi Ak Ciğergrafisi Bronkoskopi Bilgi Sayarlı Tomografi Tam kan , KC Fonk. Testler den yararlanılır. Tedavi ve Proğnozu Etkileyen Faktörler; Tümörün üst özofagusa yerleşmesi Tümörün adenokanser yapısında olması 5 cm daha büyük tümör olması Düzensiz ve yaygın olması Uzak yayılmanın varlığı ve hastanın ileri yaşta olması prognozu etkiler. Tedavi ; Cerrahi İntubasyon Laser Cerrahi by pass Radyoterapi Özellikle yassı epitel hücreli tümörler için Kemoterapi dir. Özofagusun Diğer Hastalıkları ; Divertiküller; Özofagus webleri Paterson-Kelly sendromu Özofajiyal ring Schatki-Kramer Özofajitler ; Mantara bağlı özofajitler Viral özofajitler Varicelle,zoster,herpes simplex,cytomegalovirus. Özofagusta yabancı cisim, Özofagus perforasyon, Kimyasal maddeler Sıvı Alkaliler Sıvı Asidler İlaçlar; Tetrasiklin , clindamisin, doksicilin,potasyum, ağrı kesici ilaçlar, Sitotoksik İlaçlar Radyasyon özofajitis Granülomatöz özofajitler; Crohn Hastalığı Sakoidoz Tüberkülöz Behçet Hastalığı. Hiatal Hernia (Mide Fıtığı) En sık görülen hiatal herni sliding tip herni dir ki mide özofagus içine doğru kayar. Diğeri paraözofajiyal tip herni dir daha seyrek rastlanır ancak klinik olarak daha önemlidir. Diğer herniler ise diafragmanın zayıf noktalarından mide ve bağırsağın göğüs boşluğuna geçmesi şeklindedir.( Bochdalek , Morgagni) Sliding Hiatal Hernia; Özofagus,kardia ,mide aksı normal yapıda ancak kardia diafragmanın üzerindedir. Paraözofajiyal tip hernilerde kardia aşagıda kalır,mide fundusu özofagusun yanından yukarı doğru yükselir. Özofagus içine doğru herniasyon ögürtü ve kusma esnasında geçici olarak oluşur. Etyoloji; kesin olarak bilinmiyor kardioözofajiyal anatomik yapıda bazı yetersizliklerin olduğu düşünülmektedir. Klinik ; Hiatal hernili olguların çoğunda semptom yoktur.Hafif semtomlar kolaylıkla kontrol edilir. Bazı olgular da semptomlar yanma , reflü , solunum sistemi bulguları , Yutma güçlüğüdür hatta perforasyon gelişebilir. Tanı : Sliding tip herni olanlarda çoğunlukla tanı kolaydır.Klinik olarak şikayetleri olan hastalara rayolojik , endoskopik tetkikler yapılabilir. Özellik ile endoskopi; drekt gözlem gerekirse biyopsi olanağı hatta darlık olanlarda dilatasyon olanağı sağlayabilir. Asid perfüsyon testi , Özofagusta Ph tayini , Asid clearing test ,özofagusta manometrik çalışma gibi tetkikler yapılabilir. Tedavi : Tıbbı Tedavi Zayıflama Pozisyon ayarlama İlaçlar Sigara içilmemesi Öğünler düzenlenmeli Gevşek giysiler giyilmesi önlemler alınabilir <------------------------------------------------------------------------------------------->Oyunu artık benim kurallarımla oynayacağız... | |
![]() |
« Önceki Konu
|
Sonraki Konu »
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Atamızın Mezarı Hakkında Geniş Bilgi | Sévgisun | Atatürk Bölümümüz | 1 | 03-27-2008 19:49 |
| Yer Hakkında İlginç Bilgiler | d3li35-5 | Garip Olaylar | 0 | 03-03-2008 13:17 |
| Türk Tarihindeki Önemli Savaşlar -Hakkında Geniş Bilgiler- | BuRaQ | Tarih | 21 | 10-13-2007 20:50 |
| Osmanlı Padişahları -Hakkında Geniş Bilgiler- | BuRaQ | Osmanlı Tarihi | 34 | 10-13-2007 20:26 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:25 .






ralıklı göğüs ağrısı,yutma güçlüğü gibi semptomlara rağmen organik lezyon olmaması ile karakterizedir.Daha çok 50 yaşından sonra ortaya çıkar ancak seyrek görülen bir hastalıktır .
Normal

